siparişten önce gelen meşrubatın verdiği gerginlik!

ister esnaf lokantası olsun, ister lüks bir restoran olsun, yemekle ilgili her türlü ticari müessesede yaşanabilen bir gerginliktir. şöyle ki: lokantaya gittiniz; garson geldi; siparişlerinizi aldı; arkasını dönüp gitti. sipariş edilen yemeklerin pişirilmesi veya hazırlanması için beklerken, söylediğiniz meşrubatların kısa bir süre içinde masaya geldiğini görürsünüz. tıkış tıkış lokantalardaki aksiliklerden kaynaklanan gecikmeler hariç, meşrubatların masaya gelmesi birkaç dakikayı geçmez. oysa ki yemek öyle mi? değil tabii. pişirilmiş ve tezgah arkasında hazır halde duran bir yemek istemediyseniz; yani siparişiniz, pişirilmeyi gerektiren bir yemekse, bu gergin süreç başlamış demektir. şimdi örneklememize geçelim:

pide ve ayran istediniz. bir dakika sonra ayran gelmiş olsun. pidenin pişmesi için gereken yaklaşık 10 dakikalık sürenin 9 dakikası, "ayran ve irade" savaşının yaşanacağı zamanın ta kendisidir. bu süreçte, açlığın ve yemeklerine yumulmuş insan manzaralarının etkisiyle, ayrandan ufak ufak tırtıklanmaya başlanır. işte bu tırtıklama; "midem yapıştı; ağzım sulandı. dur şu pide gelene kadar ayranı içerek oyalanayım" düşüncesinin, "ayranı pidenin yanında içmek için istedim; kendimi tutup bekleyeyim; içmeyeyim" düşüncesiyle çatıştığı anları tetikler. bilinçaltından bilinçüstüne sıçrayan bu düşünce çatışması, konumuzun temel noktasıdır. yemek gelene kadar dayanamayıp meşrubatın üçte ikisini (hatta bazen tamamını) bitiren ve iradesine hakim olamadığını düşünen kişiler, bu vicdan azabının altında ezilmekte; lakin yemeği kuru kuruya mideye indirmemek için ikinci meşrubatı istemektedir. mesele, ikinci meşrubatın hesaba olan katkısı değildir esasında; mesele, maddi olmaktan ziyade, iradeye hakim olamamanın getirdiği manevi zedelenmeden doğan içsel kaygılardır. fazla hassas ve takıntılı bünyelerde "ulan küçücük bir şey için nefsime hakim olamadım; amma da iradesizim" gibi düşünceler hasıl olabilmektedir. kimisi bunu hiç iplemez. paşa paşa ikinci meşrubatı ister; gönül rahatlığıyla içer. kimisi de nefsine hakimdir. meşrubattan, yemek gelmeden önce ya birkaç küçük yudum alır; ya da meşrubata hiç dokunmaz. işte ben bu tip adamlara hep imrenmiş; onları bazen biraz kıskanmış; üstüne "amannn! canıma minnet yahu. alt tarafı bir ayran daha içiyorum" diyerek kendimi avutmuşumdur. ta ki bugüne kadar. mevzuyu yazıya dökmeye, olayın sosyolojik ve psikolojik* ayrıntılarını irdelemeye gelince iş değişti tabii. siparişi beklerken irademe hakim olmaktan ne kadar uzaklaştığımı fark ettim; tinsel bir huzursuzluk duydum; kendime kızdım. yani iş buralara kadar geldi. iyi ki sözlükte 50 karakter sınırı var; yoksa bu sinirle "siparişten önce gelen meşrubatın yarattığı gerginliğin sonradan verdiği huzursuzluk" gibi bir konuya değinebilirdim; bilemiyorum.

0 Balon:

Yorum Gönder