Dışı Sert Olsa da İçi Yumuşacık 15 Metal Aşk Şarkısı

Bir önyargı olarak metal şarkılarının hep agresif, asi bir yapısı olduğu düşünülür. Metal müzikte de her sanat dalında olduğu gibi her konudan, özellikle de aşktan bahsedilebiliyor. Metal aşk şarkılarını tüm seven ve sevilenler için anakafa/blog'da yayınlıyoruz.

1. Killswitch Engage - The End Of Heartache 
Biten bir aşkın ardından acı çeken birinin ağzından söylenen bir Killswitch Engage parçası. Grubun birçok aşk şarkısı mevcut ama bu aralarından en bilineni olarak öne çıkıyor.

2. In Flames - Evil In A Closet 
Bu romantik şarkının sözleri bir başka ilişkisi olan kişiye hitaben yazılmış.

3. Megadeth - Promises 
Bu Megadeth şarkısı Romeo - Juliet aşkından alınan ilham ile yazılmış.

4. Pantera - This Love 
Grubun efsanevi vokalisti Philip Anselmo'nun geçmiş ilişkilerinden ilham alarak yazdığı bir parça.

5. Trivium - This World Can't Tear Us Apart 
Trivium bu parçada mükemmel aşkı tanımlıyor ve bu aşk ile her şeyin üstesinden gelinebileceğine parmak basıyor.

6. Avenged Sevenfold - A Little Piece Of Heaven 
Avenged Sevenfold, bitmiş bir aşkı kendi tarzı ile süsleyerek anlatıyor.

7. Cradle Of Filth - The Death of Love 
Grubun frontman koltuğundaki Dani Filth'in biten bir ilişkisini gotik ve trajedik bir şekilde anlatmasını dinliyoruz.

8. Judas Priest - Prisoner of Your Eyes 
Bu şarkı 80'li yıllarda yaptırılan birçok romantik karışık kasetin A yüzünde kendine yer bulmuştur.

9. Motörhead - Love Me Forever 
Aşkta yalan istemeyenler için, sevince sonsuza kadar sevenler için yazılmış bir parça.

10. Slipknot - Snuff 
Genelde romantik olmayan, olamayan maskelilerden farklı yaklaşımlı bir parça.

11. Guns N' Roses - You Could Be Mine
Axl Rose'un 5 yıllık bir ilişkisi ardından yas tutmak amaçlı yazdığı bir parça bu.

12. Bleeding Through - Love Lost In A Hale Of Gunfire 
İçinde nefret seviyesinde yüksek sert duyguların olduğu bir parça. Grubun müzikal yaklaşımı da zaten tam olarak buna işaret ediyor.

13. Opeth - When 
Tükenmiş bir ruhun bir kadına hissettiği ıstıraplı bir aşkın anlatıldığı konsept albümün bir parçası.

14. Skid Row - I Remember You 
Grubun en sevilen hitlerinden biri olan bu parça, özellikle grubun solisti Sebastian Bach tarafından gençlerin yaşadığı aşklara yakıştırılıyor.

15. Type O Negative - Love You To Death 
Bir kadını taparcasına seven bir adamın hikayesinin anlatıldığı bu parçada sözleri bilmeseniz de; dinlemeye başladıktan sonra duygunun içinde kendinizi buluyorsunuz.
Devamı »

Bozma beni diyen kızı zorla bozmak!

size güvenmiştir o kız, hayaller kurmuştur... sırf siz istediniz diye evinize gelmiştir... gündüz vakti gelmiştir ama... çünkü muhtemelen henüz yaşı çok küçüktür ve ailesi akşam ezanından sonra dışarı çıkmasına izin vermiyordur... evinize gelmesinin sebebi de muhtemelen; birkaç masum öpücükle aşkınızın pekiştirileceğini sanmış olmasıdır... kıyafet üzerinden sevişme ihtimalini de düşünmüş olabilir... bunlar en kötü ihtimal... kızın aklına gelen ilk şey geleceğinden, evlenince yaşayacağı hayattan bahsetmektir...

ama erkeğin sikinde bile değildir bunlar... az sonra allem edip kallem edip gireceği küçük kaygan deliğin hayaliyle beynindeki kan penisine pompalanmış ve sağlıklı düşünemez olmuştur... kızın yüreğinde yaratacağı tahribat aklına gelmez bile...

tıpkı bir hayvan gibi kızı allı güllü somyasının üzerine atar ve onu elde etmeye çalışır... kız, ilk önce tüm bunları bir oyun ve şakalaşma zanneder... zannetmek ister aslında... konduramaz çünkü sevdiğine böyle aşağılık tavırları... yine, o üzülmesin diye sesini çıkarmaz... erkeğin evine giderken aklına gelmiştir bunlar, kafasına da koymuştur yapmamayı ama kafese girmiştir bir kere... sikertmeden bırakmaz erkek, kız da bilir bunu... o an aklına gelen ilk şey oradan kurtulmak ve bir daha da onu aramamaktır... ama yine de bilir tek bir özürle affedeceğini... çünkü salaktır kız, sevmiştir bir de mal gibi...

derken erkek, kızın tüm karşı çıkmalarına rağmen tecavüzden hallice zor kullanarak, bir yandan da belli belirsiz ''yemin ederim evleneceğiz bebeğim.'' diyerek bozar onu, ''kadın'' yapar... akşam ezanından sonra ailesinden izinsiz dışarı çıkamayan bir kadın olmuştur artık; dünün evlilik hayalleri kuran kızcağızı...

erkek attırır, cigarasını yakar, balkona çıkar... kız da; tüm erkeklerin aynı olduğunu düşünen, gösterip de vermeyen, belki de para karşılığı her önüne gelenle yatan donuk bir mal olma yolunda ilk adımını atar...

özet: ''bozma beni.'' diyen kızı bozmayın... siz orospu çocukları yüzünden biz töhmet altında kalıyoruz, üzülüyoruz...
Devamı »

Nice yıllara Yuharey!

Geç olsun güç olmasın, Yuharey! 3 yaşına girmiş.

Yuharey.örg facebook'da başlayan, sonradan .örg‘e dönen bu boş zaman göçerteci şimdi binlerce üyesi ile yanına yeni siteleri de ekleyerek ufak çaplı bir blog networkü oldu bile.

İsterseniz Yuharey’in hikayesini Obey’den dinleyelim:

2009 Ocak ayında bu tür bir site yapmaya giriştiğimde bu kadar geliştireceğimi bilmiyordum açıkçası. İlk başlangıçtaki amacım nette en sevdiğim şey olan gezip tozmanın bir seyir defterini tutmaktı. İlginç bişeyler bulduğumda daha sonra onu kaybetmemek için arşivlemeye başladım. çünkü birilerine anlattığımda ilginç gelmiyor illa ki göstermek gerekiyordu. Ufaktan geliştire geliştire dana kadar semirince bir .örg'e taşıniyim dedim. İlk başta garip geldi bütün içeriği dışarık olan bi site kurmak. Ama olsun dedim nede olsa Reha Mıhtarda ilk başta atinadan bildiriyordu deyip feyz aldım. Kendim için güsel bir arşiv gelen gidene de eğlence oluyor işte. Yani inanılmaz bişey vaadetmiyor site. Duygu seli, aşk deşmeşesi ve tutku değirmeni diyelim. Neyse kısacası canımdan çok sevdiğim hayatım yeterince ciddi olduğu için yuhareyde pür neşe isterim. Bu bağlarda kişisel üzümler yetiştirmek istesem de içimden bi ses 2009 Ocak ayına geri döneceğimi söylemekte.
I have a dream” diyerek yola çıkmadıysa da, interneti delik deşik edip buldukları ilginç şeyleri diğerleri ile paylaşan binlerce insanı bir arada tutmaya çalışmak, öngörülemeyen ama çok keyif veren bir macera olmalı Obey için.

Bununla beraber gönül isterdi ki Yuharey 3. yılına Digg gibi, hadi o olmadı, Twitter gibi bir yeni tasarımla girsin. Bu da bizden bir ufak eleştiri olsun :)

Nice 3 - 5 - 15 yıllara sevgili Yuharey!
Devamı »

twitter: insan ya da makine, 24 saat yayın halinde

Finger (parmak) isimli eski bir unix komutu var. Örneğin “finger yuharey@yuharey.org” diyorsunuz, yuharey.org isimli bilgisayardaki Harun isimli kullanıcının şu anda ne yaptığını söylüyor ve aynı zamanda .plan isimli bir dosyaya yazdığı bilgileri (yani ne yapmayı planladığını) gösteriyor. Eskiden, internet hiç kalabalık değilken insanların online buluşmalarına ve kaynaşmalarına yardımcı olması için kullanılırmış, daha sonra kötü niyetli kişilerin eline koz vermesi sebebiyle bırakılmış. Bir de “wall” isimli bir komut var. “Write to all / herkese yaz”ın kısaltılmışı. Sisteme bağlı olan herkese aynı anda mesaj göndermenizi sağlıyor.

Bu eski unix komutlarının her biri aslında birer hack. Yani bir problemi çözmek, bir işi kolaylaştırmak için yazılmış minik programcıklar. Bir problemi çözmek veya bir işi kolaylaştırmak aynı zamanda çok çok iyi bir iş planı. Dolayısıyla eski unix komutlarının yaptığı işleri web’e taşıyan servisler çok başarılı oluyorlar.
Finger ve wall’un işlevlerini web’e taşıyan başarılı yeni servisimizin adı Twitter. Son günlerin en çok konuşulan web aplikasyonu. Şöyle çalışıyor: http://twitter.com‘a gidip üye oluyorsunuz, sonra “şu anda ne yapıyorsun?” sorusuna bir cevap veriyorsunuz, takipçileriniz şu anda ne yaptığınızdan haberdar oluyorlar. İsterseniz sadece arkadaşlarınız, isterseniz (ve cesursanız) tüm dünya sizi takip edebiliyor. Örneğin “Taksim’de kahve içiyorum” yazıyorsunuz, bu cümle bütün arkadaşlarınıza sms ile gönderiliyor. Belki de o sırada Taksim’de olanlar çıkageliyorlar.

Sistem ile ilişkiye geçmenin bir kaç farklı yolu var: GoogleTalk gibi bir IM (instant messenger) yoluyla, sms ile ya da web sitenizin RSS feed’i ile şu anda ne yaptığınızı bildirebiliyorsunuz, aynı şekilde bu yollardan arkadaşlarınızın ne yaptıklarını da öğrenebiliyorsunuz. (Dünyadan insanların canlı olarak twitlemelerini izlemek isterseniz: http://twittervision.com)

Şu anda ne yaptığım kimin umurunda, sürekli yayın halinde olmanın kime ne faydası var diyebilirsiniz. Haklısınız, aslında ben de bundan alınan zevke biraz uzağım. Ama duyduğuma göre dünyada gençler, özellikle genç kızlar, artık sabah uyanınca arkadaşlarına “günaydın” diye SMS atıyorlarmış. Gün boyunca “sıkılıyorum”, “coğrafya dersindeyim”, “bugün mert mavi kazak giymiş” gibi içeriksiz mesajlar göndermek suretiyle birbirlerini her saniyelerinden haberdar etmek zorunda hissediyorlarmış.
Onlara bu karşılıklı bağımlı (co-dependent) ilişki türünde bol şans dileyelim ve twitter’ın başka ne şekillerde işimize yarayabileceğini düşünelim: Öncelikle herhangi bir web sitesi, twitter’dan yayına başlar başlamaz, cep telefonlarından ya da Google Talk gibi IM’lerden takip edilebilir hale geliyorlar. Bakınız web 2.0 haber sitesi mashable’ı kendinize arkadaş olarak eklediğiniz anda bütün haberleri cebinize ya da her neyle takip etmek istiyorsanız oraya yağmaya başlıyor. (http://twitter.com/mashable)
Devamı »

erkeğe potansiyel sapık gözüyle bakan kız

okulda, sokakta, diskoda, barda, cafede, asansörde, otobüste, trende, vapurda, tramvayda, sinemada veya sokak lambasının altında.. kısacası her yerde karşılaşılabilecek muhtemel kızlardır.

en ufak bir bakış atmayasınız hemen sapık damgasını yersiniz. kadın bir yazar adı altına bir şeyler karalamayın, sakın ha! hemen birileri "bak lan şu yalakaya kıza yazıyo, vay sapık vay" diyiverir arkanızdan.

hanım kızımız dekolte elbisesiyle göğüslerini gözünüze sokarcasına size doğru eğilir. baktığınızı farkettiği an sapık damgasını yersiniz.

yere bişey düşürür, afedersiniz önünüzde domalır, ki erkeksiniz bakarsınız ve baktığınızı gören başka bir kız tarafından sapık damgasını yersiniz.

yanınızda oturan, henüz yeni tanıştığınız kızın pantolonuna nerden yapıştığı bilinmeyen bir parça bant gözünüze ilişir, kız götüne bakıldığını zanneder ve yine sapık damgasını yersiniz.

kızların kolyeleri meşhurdur. binbir çeşit teferruatlı kolyeler takarlar bilirsiniz. kolyedeki şeklin ne olduğunu anlamaya çalışırken dalar gidersiniz ve farkedildiğiniz an kahretsin ki yine sapık damgasını yersiniz.

otobüste yer yoktur ve bir kızın oturduğu koltuğun yanında dikilirsiniz ve o aptal kız size sanki tecavüzcü coşkun filmlerindeki ifal edilmeye çalışılan kızın bakışlarını atıverir inceden, kahrolursunuz.

otobüste bayan yanı diye tabir edilen yana oturursunuz bu sefer de otobüsteki diğer insanlar size sapık gözüyle bakarlar.

herhangi bir toplu taşıma aracında bir kadına yer verirsiniz, oturmaz, oracıkta tecavüze uğramaktan mı korkar, er kişi o koltuğa ellemiştir veya ben oturduktan sonra eller diye mi düşünür bilinmez fakat oturmaz işte ve sapık oluverirsiniz o an kadının gözünde.

sinemada belden aşağı esprilere gülersiniz ve hemen arkanızdaki hanım kızımız " sapık " deyiverir inceden imalı imalı. ağlamaya geldik sanki amına koyim.

er kişi asansörde tek başına iken kızlar genelde o asansörü kullanmak istemezler, binmezler. "siz çıkın zaten üst katta inicektim" derler ve salakça bir gülümsemeyle kapıyı yüzünüze kapatırlar. sikcez sanki amına koyim.

be amına kodumun kızı, be kendini dünya turunda sanan çılgın bakire, ulan o amına kodumun asansöründe kaç saniye kalacaksın da neyinden korkarsın o erkeğin. asıl o senden korkar be! suratındaki üç günlük makyajdan korkar önce. sonra üstüne kalmandan korkar oracıkta. durup dururken feryat figan bağırmandan korkar, durduk yere topluma rezil olmamak için.

ayrılmak üzere olunan erkeğin sokak lambası altındaki bekleyişini bile sapıklık olarak görme yeteneğine sahiptir bu kızlar. biraz sonra o direğe tırmanıp boynuna asılı olan dürbününü çıkaracağını düşünürler, bir an o küçük beyinlerinde. eğer beyin sikiliyorsa beyninizi de sikiyim.

kızlara laf sokmak yine sapıklıktır günümüzde. göt olma korkusu ile yanıp tutuşurlar. göt olurlar, lafı yer yer otururlar fakat sonunda "sapık" gibi aptal bir kelime kullanırlar ki yeme de yanında yat. sapıkmış pehh. sizsiniz lan sapık!

ben miyim, bakire değilim diye bekaretten nefret eden?

ben miyim, evde kalıp evliliğe karşıyım diyen?

ben miyim, toplum içinde utanmadan şappıdı şuppudu dondurma yalayan?

ben miyim, ağzımda rocco lolipop varken konuşmaya çalışıp seksi görünmeye çalışan?

ben miyim, kış günü minicik etek giyip götümü göstermek için yırtınan?

ben miyim, yaz kış beli açık gezip kapatma çabasında olan?

ben miyim tanga giydiğimi cümle aleme göstermeye çalışan?

ben miyim, sigara istenince odamda deyip sigarayı sütyenin üzerine koyan?

ben miyim, erkeklerin yanından geçerken birden şarkı söylemeye başlayan?

ben miyim lan, hayatında erkek görmemiş gibi hayvan gibi sevişip sonra da hiç bir şey olmamış gibi davranıp hayatına devam eden?

ben miyim lan, çok seviyorum deyip sevgilisini en iyi arkadaşıyla aldatan?

ben miyim lan, er kişi sevmiyor diye iktidarsız damgası vuran?

ben miyim lan, er kişi senden hoşlanmıyor diye arkadaşlarına onu kötüleyen? eeehh.

insanı eleştiri ile terbiyesizlik arasındaki kalın çizgiden bile mahrum bırakırsınız lan siz. işin içine bir de sapıklık katarsınız ki oh ne ala memleket. abazansınız ve içinizdeki abazan ruhunu bile bile yaşatıyorsunuz. çünkü bundan zevk alıyorsunuz. hep düşünürsünüz; ben erkek olsam yanımda da ben olsam acaba ne olurdu diye. ulan var ya kesin kendi kendinize sarkıp tepkinizi ölçerdiniz. sırf egolarınızı tatmin etmek uğruna kendinizden vazgeçerdiniz.

her zaman yediğiniz bokları burçlarınızla bağdaştırmayı gelenek haline getirirsiniz. her zaman sen erkeksin ben kızım gibi saçma sapan bir ibare ile olaydan sıyrılırsınız. sürekli hesap ödememek için çantanızdan cüzdanınızı çıkaramazsınız. çıkmaz o cüzdan. daha ne rengi, ne de boyutları görülememiştir. bu saydıklarım ve daha niceleri sizleri cazip kılan ayrıntılardır. fakat erkekler sizin gözünüzde hep sapık olarak kalır fakat vermekten de kendinizi alamazsınız. kızlar vermesin, erkekler almasın, ben de siktirip gidiyorum zaten.
Devamı »

siparişten önce gelen meşrubatın verdiği gerginlik!

ister esnaf lokantası olsun, ister lüks bir restoran olsun, yemekle ilgili her türlü ticari müessesede yaşanabilen bir gerginliktir. şöyle ki: lokantaya gittiniz; garson geldi; siparişlerinizi aldı; arkasını dönüp gitti. sipariş edilen yemeklerin pişirilmesi veya hazırlanması için beklerken, söylediğiniz meşrubatların kısa bir süre içinde masaya geldiğini görürsünüz. tıkış tıkış lokantalardaki aksiliklerden kaynaklanan gecikmeler hariç, meşrubatların masaya gelmesi birkaç dakikayı geçmez. oysa ki yemek öyle mi? değil tabii. pişirilmiş ve tezgah arkasında hazır halde duran bir yemek istemediyseniz; yani siparişiniz, pişirilmeyi gerektiren bir yemekse, bu gergin süreç başlamış demektir. şimdi örneklememize geçelim:

pide ve ayran istediniz. bir dakika sonra ayran gelmiş olsun. pidenin pişmesi için gereken yaklaşık 10 dakikalık sürenin 9 dakikası, "ayran ve irade" savaşının yaşanacağı zamanın ta kendisidir. bu süreçte, açlığın ve yemeklerine yumulmuş insan manzaralarının etkisiyle, ayrandan ufak ufak tırtıklanmaya başlanır. işte bu tırtıklama; "midem yapıştı; ağzım sulandı. dur şu pide gelene kadar ayranı içerek oyalanayım" düşüncesinin, "ayranı pidenin yanında içmek için istedim; kendimi tutup bekleyeyim; içmeyeyim" düşüncesiyle çatıştığı anları tetikler. bilinçaltından bilinçüstüne sıçrayan bu düşünce çatışması, konumuzun temel noktasıdır. yemek gelene kadar dayanamayıp meşrubatın üçte ikisini (hatta bazen tamamını) bitiren ve iradesine hakim olamadığını düşünen kişiler, bu vicdan azabının altında ezilmekte; lakin yemeği kuru kuruya mideye indirmemek için ikinci meşrubatı istemektedir. mesele, ikinci meşrubatın hesaba olan katkısı değildir esasında; mesele, maddi olmaktan ziyade, iradeye hakim olamamanın getirdiği manevi zedelenmeden doğan içsel kaygılardır. fazla hassas ve takıntılı bünyelerde "ulan küçücük bir şey için nefsime hakim olamadım; amma da iradesizim" gibi düşünceler hasıl olabilmektedir. kimisi bunu hiç iplemez. paşa paşa ikinci meşrubatı ister; gönül rahatlığıyla içer. kimisi de nefsine hakimdir. meşrubattan, yemek gelmeden önce ya birkaç küçük yudum alır; ya da meşrubata hiç dokunmaz. işte ben bu tip adamlara hep imrenmiş; onları bazen biraz kıskanmış; üstüne "amannn! canıma minnet yahu. alt tarafı bir ayran daha içiyorum" diyerek kendimi avutmuşumdur. ta ki bugüne kadar. mevzuyu yazıya dökmeye, olayın sosyolojik ve psikolojik* ayrıntılarını irdelemeye gelince iş değişti tabii. siparişi beklerken irademe hakim olmaktan ne kadar uzaklaştığımı fark ettim; tinsel bir huzursuzluk duydum; kendime kızdım. yani iş buralara kadar geldi. iyi ki sözlükte 50 karakter sınırı var; yoksa bu sinirle "siparişten önce gelen meşrubatın yarattığı gerginliğin sonradan verdiği huzursuzluk" gibi bir konuya değinebilirdim; bilemiyorum.
Devamı »

bu ne sıcak abi?

-alo meteroloji mi?
+evet buyrun?...
-allah sizin belanızı vesin!!...
+n'olyo ya?
-ne lan bu sıcaklar ha?
+ne alakası var kardeşim ölçüyoruz biz...
-kaç derece şimdi?
+38...
-hah! allah belanızı versin!...
Devamı »